İmam Mehdi’ye İnanmanın Temelleri

Son günlerde bir takım medyada İmam Medi (af) ile ilgili yanlış bilgilendirmeler dolayısıyla Murtaza Turabi'nin İmam Mehdi (af) ile ilgili yazısının faydalı olacağını düşünüyoruz.

Kur’an buyuruyor ki:

“Gerçekten Zikir’den (Tevrat’tan) sonra Zebur’da da, Yeryüzüne mutlaka salih kullarım mirasçı olacaklar, diye yazdık.” (Enbiya: 105) Salihlerin tüm yeryüzüne hâkim olacakları müjdesi, günümüze kadar gerçekleşmediğine göre Kur’an-ı Kerim böyle bir günün geleceğini bize vaat ediyor.

Yine buyuruyor ki: “Müşrikler hoşlanmasa da Peygamberi’ni hidayet ve hak din ile tüm dinlere galip gelsin diye gönderen O’dur.” (Tevbe: 33) İslam’ın doğuşundan günümüze kadar İslam’ın bütün dinlere galip geldiği bir dönem olmamıştır. Yine Kur’an böyle bir günün geleceğini bizlere vaat etmektedir.

Buna göre Kur’an’a inanan bir kimse mutlaka böyle bir günün bekleyişi içinde olur.

Hadislere gelince onlarca hadis son dönemde İslam’ı dünyaya egemen kılacak Mehdi’nin geleceğini bildirmiş ve İslam âlimleri -ister Ehl-i Sünnet olsun, ister Şia- bu hadisleri mütevatir olarak nitelendirmişlerdir.

Örneğin Ehl-i Sünnet’in büyük âlimi Kadı Şevkani, “Mehdi Hakkındaki Hadislerin Tevatürü” adlı eserinde Mehdi ile ilgili çeşitli sahih ve gayr-i sahih hadisleri naklettikten sonra şöyle demiştir:
“Beklenen Mehdi hakkındaki hadisler mütevatirdir…Ve bu (kadar hadis) kendisinde bir zerre iman ve az bir insaf olan kişi için yeter.” (et-Tacu’l-Cami’ Li’l-Usul, c. 5, s. 361; Avnu’l-Ma’bud, c. 9, s.1418.)

Mehdi ile ilgili hadislerin mütevatir olduğunu açıklayanlar arasında, Sefarini, Berzenci, Kannuçi, Kettani ve Binbaz gibi diğer meşhur Ehl-i Sünnet âlimleri de bulunurlar. (bk. Abdu’l-Muhsin el-Abbad, Şerh-i Sünen-i Ebi Davud, c. 1, s. 2)

Şia âlimlerine gelince; onların bu konuda Peygamber ve Ehl-i Beyt İmamları’ndan müsnet olarak naklettikleri hadisler tevatürün en yüksek mertebesine ve akidenin temel konularındaki hadisler miktarına ulaşmıştır. Bunu bilmek için Şia’nın el-Kafi (Kuleyni), Kemalu’d-Din (Saduk), al-Gaybe (Tusi ve Saduk), el-İrşad (Mufid), el-İmame vet’Tebsire (İbn-i Bebeveyh) gibi hadis kaynaklarına ve el-İtikadat (Saduk), Tecridu’l-İtikad (Tusi) gibi akide ve kelam kitaplarına bakmak yeterlidir.

Şia mektebinin büyük muhaddis ve âlimi Saduk şöyle diyor:
“Biz inanıyoruz ki yeryüzü, Allah’ın yaratıkları üzerindeki hüccetinden boş kalmaz. O, ya aşikârdır ve bilinir; ya da korkudadır ve gizlidir. Biz inanıyoruz ki, Allah’ın yeryüzündeki hücceti ve kulları için belirlediği halifesi, zamanımızda imameti üstlenmiş beklenen Muhammed b. Hasan’dır… Peygamber’in Allah tarafından ismi ve soyuyla bildirdiği kişi odur. O, zulüm ve haksızlıkla dolduktan sonra yeryüzünü adlaletle dolduracaktır. Allah onun eliyle dinini galip kılacaktır. Nitekim buyuruyor ki: “Müşrikler hoşlanmasa da tüm dinlere galip gelsin diye...” Allah onun eliyle yeryüzünün doğu ve batısını feşedecektir. Öyle ki yeryüzünde ezan okunmayan bir mekân kalmayacaktır. Peygamber’in, kıyam edince İsa b. Meryem’in gökten ineceğini ve arkasında namaz kılacağını bildirdiği kişi odur.” Saduk, el-İtikadat s. 94-95.

Kısacası Şia ve Ehl-i Sünnet, ahir zamanda Hz. Fatıma’nın soyundan gelecek ve dünyayı adaletle dolduracak, ismi Resulullah’ın ismi olan Mehdi konusunda ittifak içindedir. Ancak bu iki mezhep arasında Mehdilik hakkındaki en önemli fark şundan ibarettir: Ehl-i Sünnet, onun zuhur etmesi kesindir, ancak ahir zamanda dünyaya gelecektir, diyor. Ama Şia’ya göre, o dünyaya gelmiş ve şimdi hayattadır ve onun varlığının bereketi ve faydaları, bulutun arkasındaki bir güneş gibi Şia’yı ve Şia olmayanları kapsamaktadır.

İslam tarihi boyunca hiçbir İslam âlimi, Mehdi’nin geleceği konusunda tereddüt ememiştir. Sadece sekinczi asırda Mehdilik hakkındaki hadislerinin az bir kısmını müstesna tutan İbn-i Haldun, Mehdilikle ilgili naklettiği 28 hadis dışında geri kalan hadislerin senedinde kuşku eder.

İbn-i Haldun’un kuşkusuna gelince:
Birincisi: İbn-i Haldun, bir din âlimi vasfını taşımamaktadır. O ne bir hadisci, ne bir müfessir, ne de fakihtir. O sadece bir tarihçidir. Buna göre onun bu alandaki görüşü ihtisas alanı dışında olduğu için bir itibar taşımaz. Çünkü onun görüşünü ondan önce veya ondan sonra teyit eden hiçbir Ehl-i Sünnet muhaddisi çıkmamıştır.

İkincisi: Onun Mehdi ilgili naklettiği hadisler bu alandaki hadislerin bir kısmını oluşturur. Örneğin tanınmış Ehl-i Sünnet âlimi Şevkani, bu konuda elli hadis ve yirmiyi aşkın eser tahriç etmiştir. Kettani, bu konuda yüz hadis nakletmiştir.

Bu hadislerden bir kısmını İbn-i Nuaym, el-Fiten adlı eserinde ve daha sonra Suyuti el-Urefü’l-Verdi adlı eserinde senetleriyle nakletmişlerdir.

Hz. Mehdi’nin ismi geçmemesine rağmen Buhari’de de açıkça Mehdi’nin geleceğine işaret olan bir hadis mevcuttur.

O hadis şöyledir:
“Durumunuz nasıl olur o zaman ki Meryem’in oğlu iner ve İmam’ınız da sizden olur?!” (Sahih-i Buhari, Babu Nüzulü İsa, c. 11, s. 262)

Sahih-i Buhari’nin en meşhur şarihi Hafız İbn-i Hacer, Feşu’l-Bari’de şöyle diyor: “Ebu’l-Hasan Has’i (Ehl-i Sünnet’in ilk dönem büyük âlimlerinden) şöyle dedi: Mehdi’nin bu ümmetten olacağına ve İsa’nın da onun arkasında namaz kılacağına dair mütevatir hadisler vardır.” (Feşu’l-Bari, c. 6, s. 569)

Müslim de Mehdi ile ilgili hadisi kitabu’l-fiten’de nakleder. Hz. Mehdi’nin geleceği ile ilgili hadislere, Buhari ve Müslim’den sonra üçüncü sırada yer alan Ebu Davud da kendi Sünen’inde yer verir ve açıkladığı prensip gereği bu kitabında kaydettiği hadisleri muteber olarak bilir.

Onun Hz. Mehdi ile ilgili naklettiği ilk hadis şu şekildedir: Resulullah şöyle buyurdu: “Mehdi benim öz soyumdandır; Fatıma’nın evlatlarındadır.” (Ebu Davud, c. 2, s. 509)

Yine Ehl-i Sünnet’in hadiste ve hadis değerlendirmesinde ilk sırada yer alan şahsiyetlerinden Tirmizi, kendi Sünen’inde bu hadisleri nakleder, sahih ve hasan olarak niteler.

O, Abdullah b. Mesud’dan şöyle nakleder: “Resulullah (s.a.v) şöyle dedi: “Benim Ehl-i Beyt’imden ismi benim ismim olan bir kimse hâkim olacaktır.” Asım, Ebu Salih’ten, o da Ebu Hureyre’den şöyle nakleder: Resulullah (s.a.v) şöyle dedi: “Eğer dünyadan bir gün bile kalsa, Allah o günü o kadar uzatır ki, o (Ehl-i Beyt’imden olan kişi) yönetimi ele geçirsin.” Bu hadis hasan ve sahihtir.” (Tirmizi, c. 4, s. 505, Babu Ma Cae Fi’l-Mehdi.)

Yine Mehdilik hakkındaki hadisleri İbn-i Mace, kendi Sünen’inde (Babu Huruc’il-Mehdi) ve Ahmed b. Hanbel Müsned’inde (çeşitli baplarında) nakleder ve bu hadislere itimat ederler. İbn-i Hibban da Hz. Mehdi ile ilgili hadislere birkaç bölümde yer verir ve bu hadisleri sahih olarak nitelendirir. Hâkim Nişaburi de el-Müstedrek’de (kitabu’l-fiten’de) Hz. Mehdi ile ilgili birçok hadisi tahriç etmiş ve sahih bilmiştir.

Ehl-i Beyt kaynaklarına gelince; Hz. Mehdi ile ilgili olarak Ehl-i Beyt’ten gelen hadisler diğer konulara mukayeseyle eşsiz sayılacak derece çoktur.

Ayetullah Uzma Safi, Müntehabu’l-Eser adlı kitabında Hz. Mehdi’nin dünyaya geldiğini ve kim olduğunu bildiren 426 hadisin bulunduğunu açıklar ve bu hadisleri senetleriyle birlikte bir bir zikreder.

Mehdilik İnancı Hakkında Bir Yahudi Oryantalistin Görüşü

Yahudiler ve Hıristiyanların İslam’ın doğuşundan beri İslam’a karşı ortaya attıkları iddiaların ve iftiraların başında, İslam dinin Allah tarafından gelmediği ve Hz. Muhammed’in bu dindeki öğretileri önceki dinlere mensup kişilerden öğrendiği ve sonra bunları -neuzubillah- Allah’a ve vaheye isnat ettiği iftirasıdır.

Aynı siyaset çerçevesinde Macarlı bir Yahudi Oryantalist olan Goldziher, Mehdilik inancının aslında İslam’da olmadığını, Yahudilik ve diğer dinlerden İslam’a geçtiğini iddia ediyor.

O şöyle diyor:
“Mehdi anlayışı Yahudilik, Hıristiyanlık ve Maniheizm gibi dinlere ait bir inanç olup, Kâb el-Ahbar ile Vehb b. Münebbih tarafından Hz. Peygamber’e atfedilen rivayetler yoluyla Müslümanlar arasında yayılmıştır. Mehdi kelimesinin Mesih’in Arapça’ya tercüme edilmiş şekli olması bunun kanıtını teşkil etmektedir.” (Goldziher, el-Akidetu ve’ş-Şeria, Trc. Muhammed Yusuf Musa, s. 215, Kahire, 1366/1946)

O, Mehdilikle yetinmez, namazın da Farslardan İslam’a geçtiğini ileri sürer ve hatta İslam’da hadis diye bir şeyin olmadığını ve sonradan uydurulduğunu söyler.

Açıktır ki bu tür iddialar ilmi dayanaktan yoksundur. Tam tersine, tahrifler sonucu akide ve amel yönünden hurafeler yığını haline gelmiş Yahidilik ve Hıristiyanlık dinleri, İslam dini sayesinde dinin asıl gerçeklerini öğrenebilmişlerdir.

İslam’ın hak oluşunun delili, bu dinin bütün öğretilerinin aklı delillerle uyumlu oluşu ve mucizelerle peygamberliği sabit Hz. Peygamber’den kuşku olmayacak şekilde bize ulaşmıs olmasıdır. Oysa diğer dinler için bu iki özellikten hiçbiri mevcut değildir. Onlardaki öğretiler genelde tahrif sonucu aklı verilerle çelişir ve doğru senetlerle de sabit değildir. Buna göre İslam, o dinler için ölçü ve öğreticidir; bunun aksi ne doğrudur ve ne de mümküdür.

Ne yazık ki adı geçen Yahudi Oryantalist’in Mehdi inancı ile ilgili iddiası, İslam’ı oryantalistlerin eserleriyle öğrenen Türkiyeli birtakım aydınlar tarafından da kabul görmüştür. Onlar bunu, şu veya bu şekilde dile getirir dururlar.

Hatta bazıları Şii olmadıklarını ilan ederken buna delil olarak, “Ben Mehdi’ye inanmıyorum.” dedikten sonra yukarıda Oryantalist Yahudi’den aktardığımız sözü iftiharla tekrarlıyorlar. Bizce bir insanın Şii olmadığını bildirmesi için Yahudi oryantalistlerin düşüncelerine sığınmasına gerek yoktur. Şia, İslam’ı anlamak ve yaşamakla ilgili olarak ümmet arasında çıkan farklı görüşlerde ve ihtilaflı konularda Ehl-i Beyt’i takip etmekte ve onları ölçü bilmektedir. Buna göre bir kişinin Şia’dan olmadığını ortaya koymak için “Ehl-i Beyt’i ölçü olarak kabul etmiyorum ve onları takip etmiyorum.” demesi yeterlidir.

Murtaza Turabi
Kum İlim Havzası

Diğer Haberler